Author Archive hasanbatu

Radyasyondan Korunma

ALARA; as low as reasonably achievable. Mesleki maruziyet vardır. Hastane çalışanları toplumla aynı: 1 mSv/yıl (0.1 rem/yıl). Radyasyonla çalışan ya da çalışmalarında radyasyon kullanan sağlık personelinin korunma prensiplerine uyması şarttır.

Radyasyondan korunmada 3 ana ilke: zaman, mesafe, zırhlama. Zaman: tıbbi işlemlerin radyasyon üretilebilen bir cihaz ya da radyoaktif bir kaynak kullanılarak yapıldığı ortamlarda ne kadar az zaman geçirilirse o kadar az doza maruz kalınır. Mesafe: tıbbi işlem sırasında kullanılan radyoaktif kaynakla veya radyasyon cihazı ile ışınlamanın yapıldığı sırada aradaki mesafe ne kadar fazla ise o kadar az doza maruz kalınır. Zırhlama: radyasyon kaynağı ile kişi arasında uygun bir engel olması durumunda en az doza maruz kalınır.

Uygun zırhlama: kurşun paravan, kurşun önlük, tiroid kalkanı, gözlük, toprak, beton.

Radyasyonun ölçümü: kişisel dozimetreler, alan monitörleri, diğer ölçüm cihazları.

Günlük pratikte zaman ve mesafe faktörlerini tam anlamıyla uygulamak zor olabilir. Ancak zırhlamadan taviz verilmesi doğru değildir.

Tags, , , ,

Radyasyonun Biyolojik Etkileri

Soğurulmuş doz: Birim kütle başına depolanan enerjinin ölçüsüdür. Her tür radyasyona uygulanabilir. Birimi; gray (Gy) = 1 Joule/kg. Eski birimi; rad = 0.01 Gy. 1 Gy yüksek bir doz değeridir. Radyoterapide tedavi dozları 50-60 Gy civarındadır. Klasik radyolojik tetkiklerde alınan doz 0.001Gy’den küçüktür. Yıllık doğal radyasyondan kaynaklanan doz düzeyi (toprak, kozmik, gıdalar, radon) yaklaşık 0.0024 Gy’dir.

Eşdeğer doz: Vücutta toplanan enerjinin ifadesidir. Düşük doz düzeylerinde radyasyonun tipine ve enerjisine göre biyolojik hasarlarını da içeren bir kavramdır. Birimi; Sievert (Sv) = 1 Joule/kg. Radyasyon korunmasında kullanılan bir birimdir. Eski birimi rem = 0.01 Sv. 1 Sv yüksek bir doz değeridir.

Etkin doz: Doku veya organların aldığı dozun tüm vucut için yüklediği riski ifade etmek için kullanılan bir kavramdır.Birimi Sievert’tir. Dünya Genelinde Doğal Radyasyon Kaynakları nedeniyle alınan yıllık etkin doz 2.4 mSv’dir. Bir akciğer filminden alınan doz 0.02 mSv. Bilgisayarlı tomografi ile akciğer tetkikinden alınan doz 8 mSv. Tıp alanında çalışan radyasyon görevlilerinin aldıkları dozun yıllık ortalaması 1 – 5 mSv civarındadır. Çernobil nedeniyle Türk Halkının aldığı kişisel doz ortalaması 0.5 mSv’dir.

Canlı organizmada radyasyonun etkileri: Hücresel düzeyde, dokuda, organizmada, tüm popülasyonda.

Hücresel etkiler: kromozomlar mitoz esnasında radyasyona duyarlıdır. İyonizan radyasyon delesyona ya da bazlarda yer değiştirmeye, DNA zincirinde kırılmaya neden olur. DNA zinciri kırılır ve onarılmazsa kromozom anomalileri olur > hücre ölümü. Düşük dozdaki düşük LET’in neden olduğu tek kırıklar kolaylıkla tamir edilir. Yüksek LET ya da yüksek dozdaki düşük LET multipl kırıklara neden olur, tamir edilmesi zordur.

Radyasyonun direkt-indirekt etkisi: Düşük LET radyasyon: uzun bir periyotta düşük doz verilirse, çoğunlukla DNA’da tek kırıklar olur, onarıma zaman vardır. Yüksek dozda verilirse çoklu kırıklar olur, her zaman onarım olmayabilir. Yüksek LET radyasyonu: multipl kırıklar olur.

Radyoduyarlaştırıcılar: radyasyon tedavisinde kullanılır; oksijen, halojenli pirimidinler, nitroimidazoller.

Radyokoruyucular: sistein, amifostin.

Stokastik etkiler: herhangi bir eşik dozuna bağlı olmadan ortaya çıkabilen radyasyon etkisidir. Ör; kanser.

Deterministik (non-stokastik) etkiler: meydana geliş olasılığı, belirli bir radyasyon dozunun aşılmasını gerektiren etkilerdir.

Radyasyonun doza bağlı biyolojik etkileri:

Akut etkiler: akut radyasyon dozu, tüm vücudun 10 rad veya daha yüksek dozlarda radyasyona maruz kalması olarak tanımlanır. Eğer alınan radyasyon dozu yeterince büyükse, doza bağlı olarak biyolojik etki, saatler veya haftalar içinde ortaya çıkar. Ani olarak yüksek dozlarda radyasyona maruz kalma sonucu ortaya çıkan sendromlar, Akut Radyasyon Sendromu olarak adlandırılır. Radyasyon hastalığına ilişkin belirtiler, >100 rad düzeyinde ani olarak radyasyona maruz kalma sonucu ortaya çıkar. Tüm vücudu, >450 rad düzeyindeki bir radyasyona maruz kalan kişilerin % 50’sinin, 60 gün içinde öldüğü gösterilmiştir (tıbbi yardım almamışsa). Tıbbi yardım alan kişilerde iyileşme, kişinin yaşına ve genel sağlık durumuna bağlı olarak değişim gösterir.

Kan yapıcı organ (kemik iliği sendromu): >100 rad düzeyindeki radyasyon, kemik iliği, dalak ve lenfatik dokular gibi en hızlı bölünen hücrelerde hasara neden olur. Belirtileri; kanama, yorgunluk, bakteriyel enfeksiyonlar ve ateş.———–Diğer akut etkiler ise, 200-300 rad düzeyinde radyasyona maruz kalan kişilerde, deride kızarıklık (eritem), saç foliküllerinin zarar görmesine bağlı saç dökülmesi olur. 125-200 rad düzeyinde radyasyona maruz kalan bayanların overleri etkilendiğinden ötürü, bu bayanların % 50’sinde kalıcı adet düzensizliği görülmektedir. 600 rad düzeyinde radyasyona maruz kalanların infertilite görülmektedir. 50 rad düzeyinde radyasyona maruz kalanların tiroid bezlerinde iyi huylu tümör gelişiminin olduğu ortaya konmuştur.

Gastrointestinal sistem sendromu: >1000 rad düzeyinde radyasyon, mide ve bağırsak gibi daha yavaş bölünen hücrelerde hasara neden olur. Belirtileri; mide bulantısı, kusma, ishal, su kaybı, elektrolit denge bozukluğu, sindirim yeteneği kaybı, ülser kanaması ve kan yapan organ sendromu. >5000 rad düzeyindeki radyasyon: sinir hücresi gibi yenilenmeyen hücrelerde hasara neden olur. Belirtileri; koordinasyon kaybı, konfüzyon, koma, kasılma, şok, gastrointestinal sistem ve kan yapıcı organ semptomları.——Ani olarak alınan radyasyon dozuna bağlı olarak gelişen etkiler, deterministik etkiler olarak da adlandırılmaktadır. Bu da oluşan etkinin, maruz kalınan doza bağlı olarak değişim göstereceği anlamına gelir. Bir başka deyişle, alınan radyasyon dozu belirli bir eşik değeri aşarsa, zararlı etkiler ortaya çıkar.

Kronik etkiler: Kronik doz, uzun zaman diliminde düşük düzeylerde radyasyona maruz kalma sonucu ortaya çıkan etkilerdir. Vücut kronik olarak alınan radyasyon dozunu, akut olarak alınan radyasyona göre daha iyi tolere edebilir. Böylesi durumlarda, hücrelerde oluşan hasar düşük olduğundan, vücudun oluşan zararları onarmak için gerekli zamanı vardır. Vücudun ayrıca ölü veya işlevini yitirmiş hücreleri sağlıklı yeni hücreler ile değiştirmek için yeterli zamanı vardır. Vücudun ayrıca ölü veya işlevini yitirmiş hücreleri sağlıklı yeni hücreler ile değiştirmek için yeterli zamanı vardır. Yüksek dozlardaki radyasyonun biyolojik etkileri bilinmesine rağmen, düşük dozlardaki radyasyonun, özellikle eşik değer altındaki radyasyonun etkileri net olarak bilinmemektedir.

Somatik etkiler: radyasyona maruz kalan kişide gözlenen etkiler olarak tanımlanır. Somatik etkiler, alınan radyasyon dozuna bağlı olarak erken ortaya çıkan somatik etkiler, geç ortaya çıkan somatik etkiler olarak ikiye ayrılır.

Erken ortaya çıkan somatik etkiler: verilebilecek en iyi örnek, 400 rad’lık bir radyasyona maruz kalan kişinin saçlarındaki geçici dökülmedir. Renk ve yapısal değişim olasılığı ile birlikte, radyasyona maruz kaldıktan iki ay sonra yeni saçlar çıkar.

Geç ortaya çıkan somatik etkiler: radyasyona maruz kaldıktan yıllar sonra ortaya çıkan etkilerdir. Bu etkilere verilebilecek en iyi örnek, kanser oluşumundaki artış ve katarakttır. Genetik veya kalıtımsal yolla ortaya çıkan radyasyon etkileri, radyasyona maruz kalan kişinin kendinde değil de, daha sonraki nesillerinde ortaya çıkan etkilerdir.

Yarı ömür: 1/Te = 1/Tb + 1/Tp veya Te = (Tb x Tp) / (Tb + Tp).

Tags, , , , ,

Radyofarmasötik Nedir?

Tanım: Hastalıkların teşhis ve tedavisinde kullanılan radyonüklid ve bileşiklerine radyofarmasötik denir. Radyofarmasötiklerin yapımı, kontrolü ve uygulanması ile uğraşan bilim dalına da radyofarmasi adı verilir. Nükleer tıp uygulamalarında kullanılan radyofarmasötiklerin %95’i tanı amacına yöneliktir. Radyofarmasötikler, genellikle radyoaktif ve farmasötik olmak üzere iki komponetten oluşan tıbbi ürünlerdir. Tanı amacıyla kullanılan miktarlar eser düzeydedir. Bu nedenle herhangi bir farmakolojik etki oluşturmaları beklenmez.

İdeal radyofarmasötik özellikleri:

1-Kolay elde edilebilirlik. 

2-Uygun fiziksel ve efektif yarı ömür: Herhangi bir radyonüklidin başlangıçtaki aktivitesinin yarıya inmesi için geçen süre fiziksel yarı ömür olarak tanımlanır ve TP veya T1/2 şeklinde sembolize edilir. Radyofarmasötik uygulandıktan sonra biyolojik sistemden fekal, üriner, respirasyon veya diğer mekanizmalar yoluyla temizlenir. Buna biyolojik bozunma denir. Sembolü ise TB şeklindedir. Fiziksel bozunma ile ve biyolojik eliminasyon ile kaybedilen aktivitenin net efektif oranı, TE = TP ´TB / TP -TB.

3-Radyasyon tipi ve enerjisi: Tanı için kullanılan radyonüklidlerde tek bir gama ışını ve 100-300 kev arasında enerji istenir.

4-Yüksek ‘‘hedef/hedef dışı’’ aktivite oranı: Hedef organdaki yapısal değişiklikleri detaylı olarak belirleyebilmek için, radyofarmasötik istenilen organda istenilen süre lokalize olabilmelidir.

5-Metabolik uygunluk: Radyofarmasötik, araştırılması istenilen organ veya sistemin incelenmesini engelleyecek nitelikte in vivo metabolizasyona uğramamalıdır. Bunun yanısıra bazı testlerde radyofarmasötiğin, araştırılacak organ ya da sistemin metabolizmasına girmesi istenir.

6-Stabilite: Radyofarmasötik, amaçlanan çalışma için gerek in vitro ve gerekse in vivo kararlılığını korumalıdır.

7-Farmasötik özellikler: Farmasötik özellikler başlığı altında özetlenebilecek olan sterilite, apirojenite ve toksik olmama, yan etkisi bulunmama gibi özellikler de radyofarmasötik seçiminde vazgeçilemeyecek niteliklerdir.

Radyofarmasötiklerin hazırlanması: İstenilen nitelikte radyofarmasötiğin hazırlanabilmesi için ilk etap radyonüklidin üretilmesidir. Radyonüklid üretim yöntemleri daha önce jeneratörler kullanılır. Jeneratör sistemlerinde temel prensip, fiziksel veya kimyasal bir yöntemle, daha uzun yarıömürlü ana radyonüklidden (Mother veya Parent) daha kısa yarıömürlü ürün (Kız veya doughter) radyonüklid elde etmektir. Mo-99/Tc-99m jeneratörü, bugün bütün nükleer tıp merkezlerinde en çok kullanılan jeneratördür.Radyofarmasötiklerin hazırlanmasındaki ikinci etap ise hazır haldeki kimyasal substansı veya çeşitli yöntemler ile hazırlanan bileşiği veya biyolojik bir materyali radyonüklid ile işaretlemekdir. İşaretleme yöntemleri, radyonüklidin kimyasal özelliklerine ve işaretlenecek maddenin yapısına bağlıdır.

İşaretleme yöntemleri: 

Exchange reaksiyonları (radyonüklidin yer değiştirmesi): halojen ihtiva eden bileşiklerde kararlı izotop, radyoaktif olan ile yer değiştirir. Bu işlemi hızlandırmak için uygun bir katalizör kullanılır. 

Moleküle yabancı bir radyonüklid kullanarak işaretleme: bu yöntemde radyonüklid moleküle kimyasal yol ile bağlanır. radyonüklid, molekülle kovalent veya koordine kovalent bağ yaparak birleşir. 

Bifonksiyonel ajanlarla işaretleme: EDTA, DTPA gibi bifonksiyonal şelatla birleştirildikten sonra uygun bir radyonüklid ile işaretlenir. 

Biyosentez ve kimyasal sentez: biyosentez yönteminde, mikroorganizma içeren kültür ortamına radyonüklid konularak ürün içerisinde metabolize olması sağlanır.

Kalite kontrolü: 

Doz kontrolü: herbir hasta için hazırlanan doz öncelikle kontrol edilmelidir. Doz miktarı, doz kalibratörü adı verilen aygıtta ölçülür. 

Radyonüklid saflık:radyofarmasötikte bulunması istenen radyonüklid aktivitesinin, radyofarmasötikteki bütün radyoaktiviteye oranıdır.

Kimyasal saflık: bu tür saflık radyofarmasötiğin içerisinde bulunması istenen kimyasal formların dışındaki kimyasalların bulunması veya oluşması ile ilişkilidir.

Radyokimyasal saflık: kimyasal komponent ile işaretli radyoaktivitenin, radyofarmasötik içindeki total radyoaktiviteye oranıdır. Yani kimyasal komponent ile radyoaktif komponentin bağlanma yüzdesidir. Bu kriter, günlük uygulamada en çok dikkat edilmesi gereken ve kontrol edilen kriterdir. Radyokimyasal saflık, kromatografi yöntemi ile kontrol edilir. Kromatografik materyal olarak ince tabaka kromatografisi (TLC) veya kağıt kromatografisi (PC) kullanılır. Genel olarak radyofarmasötiklerin bağlanma verimi % 95’in altına düşmemelidir.

Stabilite (kararlılık). Sterilite. Pirojenite.

Radyofarmasötiklerin lokalizasyon mekanizmaları:

1.Dilüsyon: Tek bir kompartman içerisinde radyofarmasötiğin dilüe olarak dağılımı esasına dayanır. Örnek: Tc-99m RBC ile yapılan karaciğer kan havuzu çalışmaları.

2.Difüzyon (Pasif transport): Bazı radyofarmasötikler pasif taşınım, yani basit diffüzyon ile birkaç kompartmana geçebilirler. Örnek: Tc-99m perteknetat veya Tc-99m DTPA ile yapılan beyin sintigrafileri.

3.Aktif transport: Bir maddenin konsantrasyon gradiyentine karşı enerji harcanarak herhangi bir vücut kompartmanında lokalize olması mekanizmasına aktif transport denir. Örnek: Tl-201 ‘in kalp ve vücut kaslarında birikmesi, Tc-99m DMSA’nın böbrek tübüllerinde akümüle olması, Tc-99m perteknetatın tiroid ve gastrik mukozada tutulması.

4.Metabolik yola giriş: Bazı radyofarmasötikler aktif transport mekanizması ile dokularda akümüle olduktan sonra, o doku veya organın metabolizmasına girerler. Örnek: I-131, I-123 gibi iyotun radyoaktif izotopları aktif transport ile tiroid dokusu tarafından tutulduktan sonra bu organın metabolizmasına girerek hormon sentezine katılması.

5.Fagositoz: Retiküloendotelyal sistem hücreleri fagositoz yeteneğine sahiptir. Örnek: Tc-99m colloid partikülleri RES hücreleri tarafından fagosite edilmeleri.

6.Sekestrasyon: Dalak, anormal eritrositleri tanıyarak yok etme özelliğine sahip bir organdır. Örnek: Isı ile harabedilmiş ve Tc-99m ile işaretlenmiş eritrositlerin dalakta tutulmaları.

7.Kapiller blokaj: Çapları 10-50 mikron gibi büyük olan radyoaktif partiküller İ.V. olarak uygulandığı zaman geçemedikleri kapillerlerde tutunurlar. Örnek: Tc-99m MAA ile yapılan akciğer perfüzyon sintigrafisi.

Radyofarmasötiklerin in vitro davranış mekanizmaları genel ve klasik olarak yukarıda sıralanan başlıklar altında incelenmekte ise de bugün bu tanımlar yetersiz kalmaktadır. Çünkü her yeni gün yeni radyofarmasötikler geliştirilerek kullanım alanına girmektedir. Dolayısıyla yeni lokalizasyon mekanizmaları açıklamak gereksinimi ortaya çıkmaktadır. Özellikle pozitron görüntüleme yöntemindeki gelişmeler ve monoklonal antikorların hem görüntüleme ve hem de tedavi amaçları için kullanımı böyle bir gereksinimi daha da kuvvetlendirmektedir.

Nükleer tıp’ta çok kullanilan bazı önemli radyofarmasötikler:

Nükleer tıpta en çok kullanılan radyonüklidler I-131 ve Tc-99m’dir. İşaretli bileşiklerin % 80’ini Tc-99m işaretli olanlar, % 15’ini ise I-131 ve diğer radyonüklidlerle işaretli olan bileşikler oluşturur. Bugün için Tc-99m ile işaretlenebilecek bileşikler steril, apirojen ve kullanıma hazır halde kit şekline getirilmişlerdir. Bu kitleri kullanarak Tc-99m işaretli bileşikleri oluşturmak son derece kolay ve emniyetlidir

Teknesyum-99m-Perteknetat: Yarıömrü 6 saat, enerjisi 140 keV olan tek bir gama ışınına sahip, steril-apirojen-carrier free olarak Mo-99/Tc-99m jeneratöründen elde edilebilen, ucuz, birçok farmasötik ile kararlı bileşik oluşturabilen, görüntüleme için ideal bir radyonükliddir. Teknesyum-99m perteknetat insana oral veya İ.V. yolla verilebilir. Enjeksiyondan hemen sonra % 70-80 oranında proteine bağlanır. Mide, Tc-99m perteknetat’ı klor anyonu gibi algılar. Asit üreten paryetal hücreler tarafından perteknik asit şeklinde mide içeriğine sekrete edilir. Tükrük bezleri Tc-99m perteknetat’ı akümüle eden bir diğer sistemdir. Tiroid ise Tc-99mO4-’ü, iyotta olduğu gibi kandan hızla alır. Bu işlem, tiroidin asinar hücrelerinin yüzeyinde gerçekleşir ve bir konsantrasyon gradiyentine karşı, yani aktif transport şeklindedir. 20’inci dakikadan sonra yüksek bir tiroid/kan oranı oluşur. Ancak perteknetat anyonu tiroidde daha fazla bir işleme uğramaz ve tekrar kana döner. Beyinde ventriküllerin iç yüzeyinde bulunan ve serebrospinal sıvıyı salgılayan Choroid Plexus da perteknetatı akümüle eder, fakat serebrospinal sıvıya salgılamaz. Böbrekler, perteknetat iyonunu glomerular filtrasyon yoluyla ekskrete ederler. Bu ekskresyon böbreğe gelen miktar ile orantılıdır ve bir kısmı da tübüler reabsorbsiyona uğrar.

İyot: I-123: yarı ömrü 13 saat, tek gama enerjisi ise 159 keV’dir. Görüntüleme için ideal özelliklere sahiptir. Fakat siklotrondan elde edildiği için çok pahalı ve yarı ömrü kısa olduğu için taşınma zorluğu vardır.

I-125: 60 gün yarı ömrü ve 27-35 keV’lik gama enerjisi vardır. İn vivo değil in vitro olarak kullanılır.

I-131: yarı ömrü 8 gündür. Gama enerjisi 364 keV’tir. Ancak bu radyonüklidin beta (-) ışını vardır ve bu nedenle in vivo görüntüleme için kötü bir radyofarmasötikdir. Bununla birlikte kolay temini ve ucuzluğu yanısıra yarıömrünün 8 gün olması nedeniyle tiroid uptake çalışmaları, uzun süre gerektiren metabolik ve immünolojik (I-131 MIBG, I-131-AntiCEA antikor vs) görüntüleme çalışmalarında kullanılmaktadır. Beta (-) radyasyonu, yarıömrü ve biyolojik özellikleri nedeniyle hipertiroidi ve tiroid kanseri olgularında sodyum tuzu şeklinde, nöroblastoma ve malign feokromastoma olgularında I-131 MIBG şeklinde, radyoimmünoterapi gereksinimlerinde ise ilgili monoklonal antikor ile bağlı şekilde uygulanmaktadır.

Galyum: Nükleer tıp uygulamalarında Ga-67 sitrat ve Ga-68 EDTA formları kullanılır.

Ga-68:çok kısa yarıömürlü ve pozitron yayan bir radyonükliddir. PET kameraları için uygundur.

Ga-67: ise yarıömrü 3.24 gün olan ve gama ışını enerjileri 184, 93, 296 keV olarak bilinen bir radyofarmasötikdir. Tümör-apse belirleyici bir ajan olarak yaygın şekilde kullanılmaktadır. Ga-67 sitrat, İ.V. olarak enjeksiyonundan sonra %30’u plazmada, öncelikle transferrin olmak üzere proteinlere bağlanır. Geri kalan kısım hemen hücre dışı kompartmana diffüze olur ve böbrekler tarafından yavaş bir hızla atılır. 24.’üncü saatte dozun % 15’i böbreklerden atılmış, %10’u ise kanda dolaşır haldedir.

Talyum-201: 73 saat yarıömrü ve 69-83 keV enerjileri arasında gama ışını olan orta derecede pahalı bir radyonükliddir. Clorür bileşiği şeklinde kullanılır. Talyum iyonu potasyum analoğu olan bir maddedir ve vücut içerisinde potasyum gibi davranarak hücre içerisinde lokalize olur. İ.V. enjeksiyonundan sonra kısa bir süre içerisinde (T1/2 = 4 dakika) vasküler kompartmanı terkeder. Organlardaki akümülasyonu kan akımı ve bu organlardaki Na-K pompası kullanan doku kütlesi ile orantılıdır. Enjeksiyon sonrası 15-20 dakika içerisinde, enjekte edilen dozun % 4’ü myokard’da, % 12 ‘si karaciğerde, % 4’ ü böbreklerde akümüle olur. Beyinde ise tutulmaz. Geri kalan kısım vücut kaslarında dağılır.

İndium: Nükleer tıpta kullanılan radyoaktif formları In-113m ve In-111’dir.

In-113: elde edilmesi çok kolaydır. Çünkü, ana radyonüklidi Sn-113 olan jeneratör şekline getirilmiştir. Ancak In-113m’in 99.4 dakikalık çok kısa yarıömrü ve 392 keV enerjideki gama ışını nedeniyle görüntüleme açısından ideal bir radyonüklid değildir.

In-111: ise siklotronda, zenginleştirilmiş gümüş ve kadmium’un bombardımanı ile üretilir. Yarıömrü 2.81 gündür. 173 ve 247 keV’lik iki gama ışını vardır. In-111 Clorür formu şeklinde İ.V. olarak enjekte edilirse eritropoetik kemik iliğinde yerleşir. In-111 DTPA ise BOS dolaşımı çalışmalarında kullanılmaktadır. In-111’in çok kullanıldığı diğer uygulamalar ise radyoimmünosintigrafi çalışmalarıdır.

————————————————————————–

Radyofarmasötiklerde yeni yönelimler: Nükleer tıp’ta bugün kullanılan bileşiklerden daha duyarlı ve spesifik bir yaklaşım getiren yeni radyofarmasötiklerin geliştirilmesine çalışılmaktadır. Radyoaktif biyolojik ürünler ve sentetik ajanlarla deneyler devam etmektedir. Ancak hormon, enzim ve ilaçların direkt olarak nitelikleri görüntüleme için iyi olan radyonüklidlerle bağlanmalarında problemler bulunmaktadır. İyot radyoizotopları ile işaretli amfetamin türevleri kullanarak beyin perfüzyon ve fonksiyonunun incelenmesi; In-111, I-123 ve Tc-99m ile monoklonal antikorların işaretlenmesi yoluyla kanser ve bazı organların spesifik hastalıklarının görüntülenmesi; In-111 ve Tc-99m işaretli porfirin türevlerinden yararlanarak kanser lokalizasyonu; F-18 işaretli glukoz türevleri yardımı ile beyin ve kalbin bölgesel metabolizmasının incelenmesi gibi çalışmalar halen uygulanmaktadır. Öte yandan organik maddelerdeki kararlı izotoplarla yer değiştirmek suretiyle stable bir işaretleme olanağı veren bir çok pozitron yayıcı radyonüklid (C-11, N-13, O-15 gibi) in vivo biyokimyayı görüntüleme olanağı sağlamaktadır. Özetlemek gerekirse, radyofarmasötik araştırmaları fonksiyon, metabolizma, biyokimyasal düzeyde görüntü elde etmek ve spesifik olayları spesifik olarak görüntülemeyi hedeflemektedir. Ayrıca daha etkin tedavi olanağı sağlayacak, istediğimiz hedefe selektif olarak gidebilen ve sadece alfa radyasyonu yayabilen, uygun yarıömürlü radyonüklidlerin oluşturulmasına çalışılmaktadır.

Tags, , ,

Nükleer Tıp İşlemleri

Radyoaktif maddenin alınması: Radyoaktif maddeler günlük, haftalık ya da farklı periyotlarla nükleer tıp bölümüne gelir. Nükleer tıp teknisyeni ya da kimyacı günlük olarak radyofarmasötiği hazırlar ve kalite kontrolünü yapar.

Doz ölçümü: Hastaya verilmeden önce doz kalibratöründe ölçüm yapılır.

Dozun uygulanması: Radyofarmasötik enjeksiyon, inhalasyon ya da oral yolla verilir. Radyofarmasötiğin farmasötik kısmı görüntülenmek istenen organ ya da dokuya tutunmayı sağlar. Radyoaktif kısım ise gama kamera tarafından dedekte edilmeyi sağlar.

Hastanın görüntülenmesi: Gama kamera, vücut içerisinde ne olduğunu hekimin tespit etmesini sağlar. Hasta sırt üstü yatar ya da oturur. Hastadan yayılan radyasyon dedekte edilir. Yapısal bozukluklardan ziyade metabolik bozukluklar tespit edilir.

Görüntünün değerlendirilmesi: Nükleer tıp uzmanı görüntüyü değerlendirir. Nükleer tıp teknisyenleri görüntü oluşması için çalışır.

Tags, , ,

Nükleer Tıp Ölçüm Cihazları

Doz kalibratörü: Radyoaktif maddeden yayılan gama ışınını ölçmeye yarayan kuyu tipi iyonizasyon odacığıdır. Hastaya verilecek olan doz, doz kalibratöründe ölçülür.

Gama kamera: Radyofarmasötik hastaya verildikten sonra yayılan gama ışınlarının bir cihaz tarafından ölçülmesi gerekir. Gama ışınlarını tespit etmeye yarayan cihazlara “gama kamera” denir. Gama kameralar kolimatör, dedektör kristali, fotoçoğaltıcı tüpler, pozisyon ayarlayan elektronik mekanizma ve veri analiz bilgisayarından oluşur.

Alan ölçer: Geiger Müller (GM) dedektörü, nükleer tıp bölümlerinde en sık kullanılan kontaminasyon ölçen cihazlardır. Çok düşük düzeydeki radyoaktiviteyi ölçen gaz dolu dedektörlerdir. GM dedektörleri farklı radyasyon tiplerini ayırt edemez. Ancak radyasyon varlığını mutlaka gösterir.

Personel monitörizasyonu: Radyasyon ile çalışan personelin aldığı dozun ölçülmesi işlemidir. Şu amaçla da kullanılır; bireyin ya da bölümün çalışma aktivitesindeki değişiklikler, radyasyon güvenlik programının ALARA (as low as reasonably achievable) prensiplerine göre etkinliğinin değerlendirilmesi, genellikle termolüminesan dozimetre (TLD) ya da yüzük dozimetre kullanılır.

Tags, , , , ,

Nükleer Tıp Nedir?

Nükleer Tıp, hastalıkları teşhis etmeye ve bazı hastalıkları tedavi etmeye yarayan bir uzmanlık dalıdır. Nükleer tıp, cerrahi ile ya da daha pahalı ve girişimsel tanısal testlerle yapılabilecek işlemlerin daha kolay yapılmasına imkan sağlar. Bazı hastalık süreçlerinin erken safhada tanınmasını sağlar. Tanısal nükleer tıp işlemleri, hastalığın nedenini, yapısını ve seyrini gösterir. Hastalığın progresyon ya da regresyonunu monitörize etmeye ya da tedaviye cevabını izlemeye yarar. Tanısal nükleer tıp çalışmaları anatomi ve/veya fonksiyon ya da fizyoloji ve metabolizmayı gösterir. Nükleer tıp çalışmalarının en önemli özelliği fonksiyon, fizyoloji ve metabolizmayı göstermesidir.

Neden nükleer tıp: Düşük düzeydeki bir radyoaktif maddeye (radyoizotop) bir kimyasal (farmasötik) bağlanır. Bu kombinasyona radyofarmasötik denir. Farklı organları görüntülemek için çok çeşitli radyofarmasötikler vardır.

Görüntüleme: İn vivo işlemlerin çoğunda hastaya kısa yarı ömürlü radyonüklid verilir. Gama kamera ya da diğer cihazlarda görüntüleme işlemi yapılır. Radyoaktif maddenin hasta vücuduna verilmesi. Nükleer tıp görüntüleri planar ya da tomografik görüntülerdir. Planar görüntüler gerçek zamanlı (statik ya da dinamik) görüntülerdir ve radyofarmasötik dağılımını tek düzlemde gösterir. Görüntüleme cihazları (ör; gama kamera), görüntüyü işlemlemeye yarayan bilgisayarlara bağlıdır. Radyofarmasötik, hedeflenen organ ya da dokuda tutulduktan sonra alınan görüntülere statik görüntüler denir. Çoğu işlemde bu sürece birkaç saat içerisinde ulaşılır. Bazı işlemlerde ise statik görüntü almak için bir gün ya da hafta geçmesi gerekir. Radyofarmasötiğin belli bir zaman dilimi içerisinde dağılımını gözlemek için alınan seri görüntülere dinamik görüntü denir. Radyofarmasötiğin tutulum hızının ölçülmesi, organ fonksiyonunu yansıtır. Ör; kalbin atımı, mide içeriğinin boşalması, akciğerlerin ventilasyonu. Objeden farklı düzlemlerden alınan görüntülerin bilgisayarda rekonstrükte edilmesiyle tomografik görüntüler elde edilir. Radyasyon dedektörünün hastanın çevresinde 360 derece dönmesiyle veri elde edilir. Rekonstrükte görüntüler, vücudun ya da organın dilimlenmiş görüntüleridir.

Nükleer tıpta iki tomografik işlem vardır: 1.Single photon emission computed tomography (SPECT). SPECT’de kamera (radyasyon dedektörü), hastanın çevresinde 360o döner ve veri toplar. 2.Positron emission tomography (PET). Hastaya pozitron yayan radyonüklidler verilir. Radyasyon dedektörleri hastanın etrafında bulunan bir halkada yerleşmiştir ve 511 keV yayan anihilasyon fotonlarını dedekte eder. Bunlara örnek tiroid uptake çalışmasıdır. Bir zaman dilimi sonrasında tiroiddeki aktivitenin, aynı miktardaki standart ile karşılaştırılmasıdır. Aktivite, basit bir tiroid uptake probu ile karşılaştırılabilir. Tiroidden gelen sayımlar, standarttan gelenler ile mukayese edilir. Buna dayanarak yüzde olarak tiroid uptake’i hesap edilir. Bu cihaz ile diğer radyoaktif maddelerin de vücutta tutulum oranları hesaplanabilir.

Tags, , ,

Tez Nasıl Yazılır?

Tez yazmak büyük bir çaba, emek, bilgi ve tecrübe isteyen bir iştir. bu yazımızda bitirme tezi hakkında genel bilgiler verip, biritme tezi nasıl hazırlanır, bitirme tezi özeti nasıl yazılmalıdır gibi bitirme tezi hakkında detaylı bilgileri sizlere sunacağız.

 BİTİRME TEZİ / PROJESİ YAZIM KILAVUZU

  1. BİTİRME TEZİ / PROJESİ NASIL HAZIRLANMALIDIR?

Bitirme tezi, uzun bir çalışma süresinde edinilen bilgileri, deneyimleri içereceği için iyi düzenlenmiş bir yazılı sunum, konu ile ilgilenenler için yararlı bir kaynak olacaktır. Bu sebeple tez içeriğinin hazırlanmasında bazı kurallara dikkat edilmelidir.

1.1 Bitirme Tezinin Başlığı Nasıl Olmalıdır?

Başlık, kişilere tez hakkında fikir verecek şekilde belirlenmelidir. Başlık ne çok kısa ne de ilgiyi dağıtacak kadar uzun olmalıdır. Örneğin “Malzeme Yüzeyini Kaplama”, kaplama konusunda birden fazla yöntem olduğu için, çalışma hakkında yeterli fikir veremeyen genel bir başlıktır. “Metalik Malzemelerin Yüzeylerinin Kaplanmasında Özelliklerin Belirlenmesi İçin Yüzey Kaplama Konusunda Bir Uygulama” ise gereksiz kelimeler içerdiği için karmaşık bir başlıktır. “Metallerin CVD Yöntemi ile Kaplanması” konuyu tanıtmak için yeterli ve anlaşılır bir başlıktır.

1.2 Önsöz Nasıl Yazılmalıdır?

Önsöz, uzun bir çalışmayı tamamlayan kişinin tezinin teknik ve bilimsel içeriğinden bağımsız olarak görüşlerini yazdığı bölümdür. Ayrıca bu bölümde, çalışma sırasında bilgi, kaynak vb. yardımı alınan kişi ve kuruluşlara teşekkür edilmelidir.

1.3 Özet Nasıl Yazılmalıdır?

Bir tezin en çok okunan bölümleri özet, giriş ve sonuç bölümleridir. Konu hakkında sadece genel bilgi edinmek isteyen kişiler çoğunlukla bu üç bölümü okumakla yetinirler. Bunun için tezin konusu ve elde edilen önemli sonuçlar özet, giriş ve sonuç bölümlerinde tekrar tekrar yazılmalıdır.

Özetin amacı, okuyucunun konu hakkında genel bir fikir sahibi olmasını sağlamaktır. Özetin ilk paragrafında konu tanıtılmalıdır. Diğer paragraflarda çalışmanın kapsamı ve amaçları adım adım anlatılmalı, kullanılan yöntemler kısaca tanıtılmalı ve ana sonuçlar verilmelidir.

Özet, bitmiş bir çalışmayı anlattığından geniş geçmiş zaman kipinde yazılmalı, anlatım, ‘yapılmıştır, tamamlanmıştır’ gibi edilgen yapıda olmalıdır.

1.4 Tez Metni Nasıl Yazılmalıdır?

Okuyucunun tezi rahat takip edebilmesini ve ilgilendiği bilgilere kolayca ulaşabilmesini sağlamak için tez metni ana bölümlere ayrılarak yazılmalıdır. Her tez metninin ilk bölümü giriş, son bölümü ise sonuç bölümü olmalıdır.

1.4.1 Giriş Bölümü Nasıl Yazılmalıdır?

Giriş bölümü, okuyucunun ilgili başka yayınları okumaya gerek duymadan tezi anlayıp değerlendirebilmesini sağlamak için yeterli temel bilgileri içermeli, çalışmanın yapılmasının gereğini ve amacını da kısaca anlatmalıdır. Konunun seçiliş sebebi ve konunun neden önemli olduğu, giriş bölümünde iyi bir şekilde vurgulanmalıdır.

Giriş bölümünün yapısı şöyle olmalıdır:

Konunun tanımı bir kez daha yapılmalıdır.

Çalışmanın anlaşılabilmesi için bilinmesi gereken ön bilgiler varsa anlatılmalıdır.

Aynı konuda, daha önce yapılmış çalışmalar varsa anlatılmalı ve değerlendirilmesi yapılmalıdır.

Çalışmada kullanılan yöntemler ve bu yöntemlerin seçiliş sebebi açıklanmalıdır.

Okuyucunun hangi bölümleri okuyacağına karar vermesini kolaylaştırmak için tez kitabının sonraki bölümleri kısaca tanıtılmalıdır.

1.4.2 Diğer Bölümler Nasıl Yazılmalıdır?

Tezin girişten sonraki bölümlerinde girişte ana hatlarıyla tanıtılan çalışma, ayrıntılı olarak anlatılmalıdır. Bu bölümler, tez hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmak veya aynı konuda çalışma yapmak isteyen kişilere yönelik olacağı için yapılan tez çalışması, önemli bilgileri atlamadan adım adım anlatılmalıdır. Genellikle tezi okuyanlar, her ana bölümün ilk paragrafını okuyarak o bölüm hakkında fikir sahibi olmaya çalışırlar. Bunun için her ana bölümün ilk paragrafı o bölümü ana hatlarıyla tanıtmalıdır.

Çalışmanın daha rahat değerlendirilmesi ve anlaşılabilmesi için anlatım, şekil ve çizelgelerle kuvvetlendirilmelidir. Çalışma deneysel ağırlıklı ise yapılan deneylerden elde edilen sonuçlar çizelgeler halinde verilerek, sonuçların değerlendirilmesi kolaylaştırılmalıdır. Deneysel olmayan tez çalışmalarında da özel durumlar haricinde mutlaka bir “Uygulama” bölümü olmalıdır. Bu bölümde, gerçekleştirilen sistemin nasıl uygulandığı ve uygulama aşamasında elde edilen sonuçlar anlatılmalıdır. Uygulama bölümünde, veri sayısının genelleme yapılabilecek kadar çok olmasına dikkat edilmelidir.

1.4.3 Sonuç Bölümü Nasıl Yazılmalıdır?

Sonuç bölümü, tezden elde edilen sonuçların değerlendirildiği bölümdür. Bu bölümün yapısı şöyle olmalıdır:Tez konusu tanımlanmalı ve kullanılan yöntemler özetlenmelidir.

Elde edilen sonuçlar açık ve basit cümlelerle ifade edilmelidir.

Deneysel çalışmalarda, farklı deney sonuçlarının değerlendirilmesinden elde edilen ana sonuçlar anlatılmalı, mümkünse bu sonuçlara göre genellemeler yapılmalıdır.

Bu konuda çalışmak isteyenlere yol göstermek için başlangıçta belirlenen hedefe ne kadar ulaşıldığı, çalışmanın üstün ve eksik yönleri anlatılmalı ve ileriye yönelik çalışmalar için, varsa öneriler belirtilmelidir.

  1. BİTİRME TEZİ / PROJESİ DÜZENİ NASIL OLMALIDIR?

Bitirme tezi/projesi aşağıdaki gibi düzenlenmelidir:

  • Dış kapak
  • İç kapak sayfası
  • Ön sayfalar
  • İçindekiler
  • Şekil Listesi
  • Çizelge Listesi
  • Simge Listesi
  • Kısaltma Listesi
  • Önsöz
  • Özet
  • Abstract
  • Tez Metni
  • Giriş
  • Ana Metin
  • Sonuç
  • Son Sayfalar
  • Kaynaklar
  • Ekler
  • Özgeçmiş
2.1 Dış Kapak

Bitirme tezi/projesinin dış kapağı

  • Beyaz karton cilt olmalıdır.

Dış kapakta aşağıdaki bilgiler bulunmalıdır:

Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya Metalurji Fakütesi

Bölüm adı

Tezin türü

“Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümünde Bitirme Tezi veya Bitirme Projesi”

Tezin adı

Tezi yapan öğrencilerin numarası, adı, soyadı

Tez danışmanının unvanı, adı, soyadı

İstanbul, yıl

Bu bilgilerin sayfa düzeni Ek 1′deki gibi olmalıdır.

2.2 İç Kapak Sayfası

İç kapağın içeriği ve düzeni dış kapak sayfasının aynısıdır.

2.3 Ön Sayfalar

İçindekiler

İÇİNDEKİLER başlığı altında, ön sayfaların, tez metninin bölüm ve alt bölümlerinin ve son sayfaların başlıkları ve sayfa numaraları verilmelidir. İçindekilerin düzeni Ek 2′deki gibi olmalıdır.

Simge Listesi

Gerekli görülüyorsa, kullanılan sembollerin listesi alfabetik sıra ile SİMGE LİSTESİ başlığı altında verilmelidir (Ek 3).

Kısaltma Listesi

Gerekli görülüyorsa, kullanılan kısaltmaların listesi alfabetik sıra ile KISALTMA LİSTESİ başlığı altında verilmelidir (Ek 4).

Şekil Listesi

Gerekli görülüyorsa, tez kitabında yer alan şekillere ait bilgiler, ŞEKİL LİSTESİ başlığı altında verilmelidir (Ek 5).

Simge Listesi

Gerekli görülüyorsa, tez kitabında yer alan simgeler SİMGE LİSTESİ başlığı altında verilmelidir (Ek 6).

Önsöz

Önsözde tez çalışması ile ilgili gerekli görülen ön açıklamalar ve teşekkür bulunmalıdır.

Özet

Özet başlığı altında tez çalışmasının tanımı, amaçları ve elde edilen sonuçlar anlatılmalıdır.

Abstract

Türkçe özetin İngilizce’sidir.

2.4 Tez Metni

Tez metni

Giriş

Ana Metin

Sonuçlar

bölümlerinden oluşur. Bu bölümlerin yazılmasında dikkat edilmesi gereken kurallar 1. ve 3. bölümlerde anlatılmaktadır.

2.5 Son Sayfalar

Kaynaklar

Tez metninde atıf yapılan kaynaklar tezde ortaya çıkış sırasına göre numaralandırılarak KAYNAKLAR başlığı altında verilmelidir (Ek 7).

Ekler

Tez metni içinde yer alması gerekli olmayan ve tezin akışını bozacak çizelge, fotoğraf, plan, akış diyagramı, bilgisayar programı v.b. bilgiler EKLER bölümünde verilmelidir.

Özgeçmiş

Tezi hazırlayan kişilerin eğitim, öğretim, staj yaptığı yerler, varsa daha önce yaptığı projelere ait bilgiler kronolojik sırayla verilmelidir (Ek 8).

  1. BİTİRME TEZİ / PROJESİNİN YAZIMINDA UYULACAK KURALLAR

Bitirme tezi/projesinin yazımında aşağıdaki kurallara uyulmalıdır.

3.1 Genel Kurallar
  • Tez, anlaşılır bir dille ve yazım kurallarına uygun yazılmalıdır.
  • Tez tamamlanmış bir çalışmayı anlattığı için ifadelerde geniş geçmiş zaman kullanılmalıdır. Tez çalışması edilgen bir yapıda (yapılmıştır, kullanılmıştır gibi) anlatılmalıdır. Genel bilgiler ise geniş zaman kullanılarak (yapılır, eklenir gibi) verilmelidir.
3.2 Sayfa Düzeni
  • Tez A4 (210 x 297 mm) ölçülerinde beyaz kağıda yazılmalıdır.
  • Kağıdın bir yüzü kullanılmalıdır.
  • Tez yazımında ‘Times New Roman Tur’ karakter tipi kullanılmalıdır. Harf büyüklüğü 12 punto olmalıdır.
  • Sayfa kenar boşlukları soldan 3.5, sağdan 2.5, alttan ve üstten 3 cm olmalıdır.
  • Ön sayfalar, İçindekiler ii ile başlamak üzere Romen Rakamları ile numaralandırılmalıdır (iç kapak sayfası i kabul edilir, yazılmaz).
  • Sayfa numarası sayfanın üst kısmına, sağa yanaşık yazılmalıdır.
  • Satır ve paragraflar en sol kenardan başlamalıdır.
  • Satırlar sağdan ve soldan aynı hizada olmalıdır.
  • Tez metninde 1.5 satır aralığı kullanılmalıdır.
  • Paragraflar arasında 1.5 satır aralığı boşluk bırakılmalıdır.
  • Ana bölümler yeni bir sayfadan başlamalıdır.
  • Başlıklardan sonra 1.5 satır aralığı boşluk bırakılmalıdır.
3.3 Bölüm Başlıkları
  • Tez metninin bölüm ve alt bölüm başlıkları (1., 1.1., 1.2.5. gibi) numaralandırılmalıdır.
  • Ön sayfalar ve son sayfalarda yer alan başlıklar ve birinci derece bölüm başlıkları büyük harflerle, 2. dereceden başlayarak diğer bölüm başlıkları ise kelimelerin ilk harfleri büyük, diğer harfleri küçük olarak yazılmalıdır.
  • Tüm bölüm başlıkları, sayfanın sol kenarından başlamalı ve koyu olmalıdır.
  • Bir bölüm başlığından hemen sonra bir alt bölüm başlığı başlamamalı, bölümleri tanıtmaya yönelik en az bir cümle yazılmalıdır.
3.4 Şekiller
  • Şekil numarası ve açıklaması şeklin altına ve şekilden sonra 1 satır boşluk bırakılarak yazılmalıdır.
  • Şekillere her ana bölümün numarası ile başlayan ve o bölümün kaçıncı şekli olduğunu gösterecek tarzda sayı verilmelidir. Örneğin 2nci bölümün 3ncü şekli “Şekil2.3″ olarak numaralandırılmalıdır.
  • Şeklin açıklanması, şekil numarasından sonra bir karakter boşluk bırakılarak, ilk sözcüğün ilk harfi büyük diğer harfler küçük olacak şekilde ve koyu yazılmalıdır.
  • Şekiller ve Şekil açıklamaları sayfaya ortalanmalıdır.
  • Bir yerden aynen alınan şekillerde şekil açıklamasının sonuna kaynak gösterilmelidir.

Ek 5′de bu kurallara göre düzenlenmiş bir şekil görülmektedir.

3.5 Çizelge

Çizelge numarası ve açıklaması çizelgenin üstüne yazılmalıdır. Açıklama ve çizelge arasında 1 satır boşluk bırakılmalıdır.

Çizelgelere her ana bölümün numarası ile başlayan ve o bölümün kaçıncı çizelgesi olduğunu gösterecek şekilde numara verilmelidir. Örneğin 3ncü bölümün 2nci çizelgesi “Çizelge 3.2″ olarak numaralandırılmıştır.

Çizelgenin açıklaması, çizelge numarasından sonra bir karakter boşluk bırakılarak, ilk sözcüğün ilk harfi büyük diğer harfler küçük olacak şekilde ve koyu yazılmalıdır.

Çizelgeler ve başlıklar metin içinde ortalanmalıdır.

Bir yayından aynen alınan çizelgelerde, açıklamanın sonunda kaynak referans verilmelidir.

Ek 6′da bu kurallara göre düzenlenmiş bir çizelge görülmektedir.

3.6 Eşitlikler ve Bağıntılar

Eşitlik ve bağıntılar sayfaya ortalanarak yazılmalıdır. Eşitlik numaraları sağa yanaşık olarak yazılmalıdır.

Eşitlik ve bağıntılara her bölümün numarası ile başlayan ve o bölümün kaçıncı eşitlik veya bağıntısı olduğunu gösteren bir numara verilmelidir. Bu numara parantez içinde satır sonuna yazılmalıdır. Örneğin 3ncü bölümde verilen 4ncü bağıntı (3.4) şeklinde belirtilmelidir.

Metin ile eşitlik veya bağıntı arasında 1 satırlık boşluk bırakılmalıdır.

Örnek:

sy = s0 + k. d-m (2.3)

3.7 Metin İçinde Değinmeler

Kaynaklara Değinmeler

Tez metni içinde kaynaklar, tez içerisinde ortaya çıkış sırasına göre numaralandırılarak köşeli parantez içinde referans gösterilir. Referans gösterilen kaynağa ait bilgiler, KAYNAKLAR bölümünde numara sırası ile verilir (ek 7).

Örnek:

Mikroçatlaklar döküm metalinin giremeyeceği kadar küçük ama kalıptan hava ve diğer gazların çıkmasını sağlayacak kadar geniştir [2,4, 6-9]. Mikroçatlakların belirlenmesi hakkında ayrıntılı bilgi almak için Kaynak [2] incelenebilir.

Şekil, Çizelge, Eşitlik ve Bağıntılara Değinme

Tez metini içinde bir şekil, çizelge, eşitlik veya bağlantıya numarası verilerek değinilir.

Örnek:

Silikanın sıcaklık ve basınca göre kararlı ve yarı-kararlı fazları Şekil 2.7′de görüldüğü gibidir.

Kullanılan zirkon kumunun ve zirkon tozunun kimyasal bileşimleri Çizelge 2.23′te verilmiştir.

Habbeleşme hızı atmosfer basıncında ve normal koşullar altında Eşitlik 1.2′de belirtildiği gibi hesaplanır.

3.8 Kaynaklar

Tez metninde atıf yapılan kaynaklar ortaya çıkış sırasına göre numaralandırılarak köşeli parantez içinde belirtilmelidir.

Kaynakların yazımında kurallara dikkat edilmelidir.

Kaynaklar yazılırken tüm yazarların isimleri verilmelidir.

Tags, , , ,

Medikal Fizik Referans Kitaplar

1. Diagnostic Radiology Physics :

– Physics for Diagnostic Radiology, Third Edition
– Webb’s Physics of Medical Imaging, Second Edition
– MRI: Essentials for Innovative Technologies
– Targeted Molecular Imaging
– Ultrasonics: Fundamentals, Technologies, and Applications, Third Edition
– Essentials of Functional MRI
– Fundamentals of Medical Ultrasonics
– Intelligent and Adaptive Systems in Medicine
– Ultrasound in Medicine

2. Radiation Therapy Physics :

– Adaptive Motion Compensation in Radiotherapy
– Image-Guided Radiation Therapy
– Proton Therapy Physics
– Adaptive Radiation Therapy
– Quality and Safety in Radiotherapy
– Handbook of Radiotherapy Physics: Theory and Practice
– The Physics of Modern Brachytherapy for Oncology
– Contemporary IMRT: Developing Physics and Clinical Implementation
– Intensity-Modulated Radiation Therapy
– Linear Accelerators for Radiation Therapy
– The Physics of Conformal Radiotherapy
– The Physics of Three Dimensional Radiation Therapy

3. Nuclear Medicine Physics :

– Radiopharmaceuticals: Introduction to Drug Evaluation and Dose Estimation
– Nuclear Medicine Physics
– Monte Carlo Calculations in Nuclear Medicine

4. Medical Image Processing :

– Applied Medical Image Processing: A Basic Course
– Correction Techniques in Emission Tomography
– Computational Intelligence in Medical Imaging: Techniques and Applications
– Advanced Signal Processing

5. Health Physics :

– Handbook of Physics in Medicine and Biology
– Introduction to Physics in Modern Medicine, Second Edition
– Medical Physics and Biomedical Engineering

6. Radiation Dosimetry :

– Handbook of Anatomical Models for Radiation Dosimetry
– Fundamentals of Radiation Dosimetry

7. Radiation Protection :

– An Introduction to Radiation Protection in Medicine
– Biomolecular Action of Ionizing Radiation

Tags, , , , , , ,

Kanser Hastaları İçin Öneriler

Kanserle mücadelede radyoterapi uygulamaları önemli bir yer tutuyor. Radyoterapi alan kanser hastaları için ise koruyucu önlemlerin alınması, hastanın süreci sağlıklı bir şekilde tamamlamasına yardımcı oluyor. Bu dönemde tedavi kişiye özel planlanırken, hastaların da bazı önemli noktalara dikkat etmesi gerekiyor.

1. Sağlıklı beslenmeye dikkat edin

Sağlıklı beslenme kanser hastalığının her evresinde çok önemlidir. Kilo kaybını önleyecek şekilde dengeli bir beslenme planı yapılmalıdır. Yemeklerin, sık ve küçük öğünler halinde tüketilmesi doğru olacaktır. Sessizlik, sakinleştirici müzikler, loş ışık gibi iştah artırıcı etmenlerden yararlanılabilir. Bu süreçte uzman bir diyetisyenden yardım alınması en doğru seçenek olacaktır.

2. Dökülecek tüyleri önemsemeyin

Tedavinin uygulandığı bölgedeki tüyler tedavi sonuna doğru dökülebilir. Bu sadece radyoterapi ışınının yapıldığı bölgeyi kapsar. Vücudun diğer kısımlarını etkilemez. Bu nedenle herhangi bir stres yaşamamalı ve tüylerin dökülmesini önleyecek bir girişimde bulunmamalıdır. Tedavi sonrası vücudun yine eski haline döneceği, bu durumun geçici olduğu unutulmamalıdır.

3. Kullandığınız ilaçlar hakkında doktorunuza bilgi verin

Tanı konulduktan sonra tedaviye başlanmadan önce doktora, kullanılan tüm ilaçlar hakkında bilgi verilmelidir. Tedaviye başlandıktan sonra da farklı ilaçlar kullanılması gerekiyorsa mutlaka bu ilaçlar hakkında radyoterapi uzmanına danışılmalıdır.

4. Tedaviden önce ve sonra mutlaka dinlenin

Radyoterapi hastaları tedaviden önce ve sonra yeterince dinlenmeli, ihtiyaç duyduğunda uyumaya çalışmalıdır. Çünkü vücut tedavi süresince çok fazla enerji harcayacaktır. Bu yüzden hastanın yorgun düşmesi normaldir. Yorgunluk hissi tedavi bitiminden sonra bile 4-6 hafta kadar sürebilir.

5. Vücudu sıkmayan rahat giysileri tercih edin

Özellikle tedavi alanına yakın bölgeleri sıkan, dar, naylon içerikli giysiler giymekten kaçınılmalıdır. Pamuk içerikli, geniş, rahat, sıkmayan giysiler tercih edilmelidir.

6. Tedavi süresince cildinize özen gösterin

Tedavi süresince cilt hassaslaştığı için doktor önerisi olmadan; sabun, losyon, parfüm, deodorant ve benzeri kozmetik ürünler kullanılmamalıdır. Banyo sırasında kese ve lif uygulanmamalı, ılık su ile duş alınmalıdır. Tıraş olurken elektrikli makineler kullanılmalı ve tüy dökücü kremlerden uzak durulmalıdır. Güneş ışınlarından korunulmalı ve dışarı çıkılması gerekirse sabah erken saatler veya akşam güneş battıktan sonraki vakitler tercih edilmelidir. Doktor kontrolünde güneş koruyucu kremler kullanılabilir.

7. Doktor veya hemşireniz ile iletişim halinde olun

Radyoterapi dikkat gerektiren bir tedavi sürecidir. Bu süreci daha sağlıklı geçirebilmek için doktor veya hemşire ile hep iletişim halinde olunmalı, akılda kalan bir soru ya da şüphe ile ilgili gerekli yanıtlar alınmalıdır. Tedavinin yan etkileri, evde bakım ve farklı konularla ilgili en doğru bilgileri verecek kişiler, bu süreçte hasta ile birlikte olan doktor ve hemşirelerdir.

8. Psikolojik destek almaktan çekinmeyin

Kanser tedavisi gören hastalar; depresif, sinirli ve hassas bir ruh hali içine girebilir. Radyoterapi alan hastalarda da yorgunluğun etkisi ya da hormonal değişiklikler nedeniyle dolaylı bir etkilenme olabilir. Hastalar, uzman yardımı alarak bu zor süreci doğru bir psikoloji ile atlatabilir.

Tags, ,

Kanser Tedavisinde Beslenme

Sağlıklı ve dengeli beslenmek her dönem benimsenmeli. Sağlık için tüketilenlere besinlere özen gösterilmeli ancak hastalıklar döneminde bağışıklık sistemini de güçlendirmek için beslenme daha çok dikkat edilmeli. Kanser tedavisi süreci için de doğru ve yeterli beslenmek çok önemli. Çünkü bu süreçte bilinçli beslenmek hücre ile kasları güçlendiriyor, bağışıklık sistemini onarıyor, bu da daha kısa sürede iyileşmeye katkıda bulunuyor. Ayrıca kanser tedavisinde uygulanan kemoterapi, radyoterapi ile hormon tedavisinde gelişebilen bulantı, kusma ve iştahsızlık ile bunların sonucunda gelişen kilo kaybı gibi önemli sorunlara karşı da önlem alınmasını sağlıyor. Kanser tedavisinde kesin ve net bir beslenme kuralı yok. Ancak bazı önlemler alarak bu süreci daha iyi yönetmek mümkün olabiliyor.
Antioksidanlarla arkadaş olun
Meyve ve sebzeler; A, C ve E vitamini ile selenyum gibi antioksidanlar içeriyor. Antioksidanlar da kanser oluşumuna yol açan serbest radikallerin normal hücrelere zarar vermesini engelliyor. Antioksidan alımını artırmak için günde en az 3-4 porsiyon meyve ve bol çiğ sebze tüketmeye özen gösterin.
Kemoterapinin yan etkilerini suyla yok edin

Kemoterapinin yan etkilerinden biri de cilt kuruluğudur. Bu nedenle bu süreçte bol sıvı tüketmeniz önemli. Günde en az 2.5-3 litre su tüketmeyi ihmal etmeyin. Ayrıca, kemoterapinin yan etkisi olarak ishal gelişebiliyor. Bunun sonucunda da vücut fazla miktarda su kaybediyor. Bu su kaybını telafi edebilmek için de bol su tüketimi önem taşıyor.
Proteinsiz kalmayın
Kanserken tümör hücrelerinden salınan bazı maddeler nedeniyle kas yıkımı meydana geliyor ve hücrelerin yenilenmesi ile onarımı için çok önemli bir besin öğesi olan proteine olan ihtiyaç artıyor. Bu yüzden her öğünde protein kaynaklarına yer vermeniz çok önemli. Örneğin yumurta çok kaliteli bir protein kaynağıdır. Kişide hiperkolesterolemi gibi bir sağlık problemi yoksa her gün kahvaltıda tüketilmelidir. Ayrıca sabahları 1-2 dilim peynir, ana öğünlerin en az birinde et, tavuk, balık veya kuru baklagiller gibi protein kaynaklarına da yer verilmelidir. Gün içinde 2-3 porsiyon süt-yoğurt tüketerek günlük protein alımını artırabilirsiniz.
Enerji için karbonhidrat
Nişasta ve şeker besinlerde bulunan karbonhidratlar grubuna giriyor. Nişasta; tahıllarda, patateste ve kuru baklagillerde bulunuyor. Şeker de meyvede, sütte ve tatlı besinlerde… Metabolizmanın ana enerji kaynağını karbonhidratlar oluşturuyor. Bu nedenle, kanser tedavisi sürecinde artmış olan enerji gereksinimini karşılayabilmek için her öğünde 1-2 dilim tam tahıllı ekmek tüketilmeli ve öğünlerde çorba, makarna gibi diğer bazı karbonhidrat kaynaklarına yer verilmeli.
Öğünler nasıl olmalı?
Kanserli hücreler vücuda aç olmadığını düşündüren bir madde salgılıyor. Bu durum yalnızca birkaç gün sürebileceği gibi, tedavi boyunca da devam edebiliyor. Bu nedenle, iştahsızlıktan etkilenmemek ve yeteri kadar enerji alabilmek için az az ve sık sık beslenin. Yanınızda pratik bir şekilde tüketebileceğiniz kuru kayısı veya kuru incir gibi kuru meyveler ve küçük hacimde yüksek enerji içeren ceviz, fındık ile badem gibi atıştırmalıklar bulundurun.
Bu besinleri tüketmeyin!
Kemoterapi esnasında doğru şekilde beslenmek yaşamsal önem taşıyor. Kemoterapi gören kişilerde greyfurt kemoterapi ilaçları ile etkileşime girerek bunların etkinliğini azaltacağı için bu kişilere greyfurt tüketimi önerilmiyor. Ayrıca bu süreçte ağız içerisinde aşırı hassasiyet oluşabileceği için domates, limon gibi asitli yiyecekler ve acılı baharatlar da tüketilmemeli. Aynı şekilde bu süreçte yutma güçlüğü de gelişebileceği için çok sert yiyecekler yerine daha yumuşak olanlar tercih edilmeli.
Aşırıya kaçmayın
Antioksidan alımını artırmak için yüksek dozda antioksidan içeren destekleri kullanmak radyoterapi ve kemoterapinin etkisini yok edebiliyor. Bu yüzden hekiminize danışmadan bu takviyeleri asla kullanmayın.

Bulantı ve kusma için öneriler

  • Mide bulantısı ve kusma, kanser tedavisinde kemoterapinin en sık görülen yan etkilerini oluşturuyor. Bulantı ve kusma sorununu önlemek için alınabilecek bazı tedbirler şunlardır:
  • Sabah kalktığınızda bulantı hissediyorsanız tuzlu bir kraker veya kızarmış ekmek tüketin.
  • Tek bir öğünde fazla miktarda besin tüketmek bulantıya neden olabiliyor. Bu yüzden az az sık sık beslenin.
  • Kızartmalar ve yağlı besinler bulantıya yol açabiliyor. Bu nedenle daha az yağ içeren besinleri ve haşlama, fırın, ızgara gibi pişirme yöntemlerini tercih etmeniz önemli.
  • Kanserle mücadele sürecince koku hassasiyeti olabiliyor. Çok sıcak yemekler yemeğin kokusunun daha fazla meydana çıkmasını sağlıyor ve bu da bulantıya sebep olabiliyor. Yemeklerinizi çok sıcak tüketmeyin.
  • Yemeklerle birlikte alınan sıvılar bulantıya yol açabildiği için komposto, meyve suyu ve su gibi içecekleri yemeklerle birlikte değil, öğün aralarında tercih edin.
  • İçeceklerinizin çok sıcak olması veya tek seferde çok miktarda sıvı almanız kanserde bulantıya neden olabiliyor. Kanser tedavi sürecinde içeceklerinizin oda sıcaklığında olmasına ve sıvıları yavaş yavaş yudumlayarak tüketmeye özen gösterin.

Tags, ,